VİCDANIN FAST-FOOD HALİ: BİR TIKLA DOYUYOR MUSUN?
- Neslihan Pekak
- 30 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Geçen yıl, TDK yılın kelimesini "Kalabalık Yalnızlık" olarak açıkladığında, çoğumuz o tanımın içinde kendimizden bir parça bulmuştuk. Etrafımız doluydu ama içimizdeki ses yankı yapıyordu. O dönem, "Kalabalık yalnızlıkta kendi yolunu bulabilmek, dışarıdaki gürültüyü kısıp içerideki müziği duymakla başlar" demiştim.
Şimdi, 2025 yılı bize yeni bir ayna tutuyor: "Dijital Vicdan"

TDK bu kavramı; "Bireylerin yaşanan olaylara karşı gerçek bir eylem ve sorumluluk almak yerine, tepkilerini çoğu zaman yalnızca bir 'tıklama', paylaşım ya da beğeniyle sınırlaması" olarak tanımlıyor.
Ne kadar tanıdık ve acı verici...
Bir felaket haberi görüyoruz, üzülüyoruz (veya üzüldüğümüzü sanıyoruz), "paylaş" butonuna basıyoruz ve içimizde tuhaf bir rahatlama hissediyoruz. Sanki görevimizi yapmışız, sorumluluğumuzu yerine getirmişiz gibi... Keşke parmağımız ekrana dokunduğunda, kalbimiz de gerçekten o olaya dokunabilseydi...
VİCDANIN "Fast-Food" HALİ
Aim Coaching felsefesinde "Yapmak" (Doing) ve "Olmak" (Being) ayrımı üzerinde çok duruyoruz bilenler hatırlayacaktır.
"Dijital Vicdan", bir “yapma” halidir. Hızlıdır, görünürdür ve en önemlisi "güvenlidir". Konfor alanımızdan çıkmadan, terlemeden, elimizi taşın altına koymadan "iyi insan" etiketini satın almamızı sağlar. Bu, vicdanın "fast-food" halidir; anlık bir tokluk hissi verir ama ruhu beslemez.
Oysa gerçek vicdan, bir “olma” halidir. "Şimdi ve Burada" durabilmeyi, bazen çaresizliğin acısıyla yüzleşmeyi, bazen de o "paylaş" butonuna basmak yerine, yanı başımızdaki birinin elini gerçekten tutmayı gerektirir.
NİYETİMİZ İYİ, PEKİ YA ETKİMİZ?
Koçluk eğitimlerimizde kullandığımız NET (Niyet - Etki - Taahhüt) modelini hatırlayalım. "Dijital Vicdan" tuzağına düştüğümüzde denklem şöyle işliyor:
Niyet: Duyarlı görünmek, acıyı paylaşmak, ses çıkarmak.
Etki: Genellikle koca bir hiç. Veya daha kötüsü; dijital bir gürültü kirliliği. Gerçek vicdanınıza ihtiyaç duyan insanların yaşadığı Kalabalık Yalnızlık...
Taahhüt: “Boş küme”
Paylaştığımız o siyah kare veya üzgün emoji, o an acı çeken birinin yarasına merhem oluyor mu? Yoksa sadece kendi içimizdeki o huzursuz sesi (belki de TA dilinde konuşursak, bizi "yeterince duyarlı olmamakla" suçlayan Ebeveyn sesini) susturmak için mi yapıyoruz?
Mesele teknolojiyi suçlamak değil. Mesele, teknolojiyi vicdanımızı outsource etmek (dış kaynak kullanmak) için kullanmamız. Vicdan, delege edebileceğiniz bir iş değil...
Kalbe Dokunmadan Dönüşüm Olmaz
Geçen yılın kelimesi "Kalabalık Yalnızlık", bizi başkalarından koparıyordu. Bu yılın kelimesi "Dijital Vicdan" ise bizi kendimizden ve gerçeklikten koparıyor. Eylemsiz bir merhamet, sadece bir histen ibaret. Ve eyleme dönüşmeyen her duygu, zamanla içimizde bir yüke dönüşüyor. (Aimco’daki tamamlanmamış ARC'ı hatırlayın)
Peki, dijital bir uyuşukluktan gerçek bir uyanışa nasıl geçeceğiz?
Aynayı Kendine Tut: Bir paylaşım yapmadan önce dur ve sor: "Bunu gerçekten bir fark yaratmak için mi yapıyorum, yoksa 'ben de buradayım' demek için mi?"
Etki Alanına Odaklan: Dünyadaki tüm acıları bir tıkla çözemezsin. Ama bugün, fiziksel olarak temas edebileceğin, sesini duyurabileceğin, yardım edebileceğin bir kişi var. Dijital vicdanı bırakıp, analog eyleme geçecek olsan yapabileceğin ilk şey ne olabilir?
Hissinle Kal: Bir şeyi hemen paylaşıp o duygudan kurtulmaya çalışma. O üzüntüyü, o öfkeyi biraz içinde tut. Çünkü gerçek eylem ve değişim, o duyguyu hazmettiğinde, onu "bilgeliğe" dönüştürdüğünde başlar.
Dönüşüm kalpte başlar. Ve kalp, dijital değildir.
2026'da dileğim; ekranlara dokunan parmak sayısının değil, hayatlara dokunan kalplerimizin sayısının artması.
Gerçek vicdanla, gerçek eylemlerle, gerçek temasla...
Neslihan Pekak


